1479 ve 1475 nolu
Hadis’in devamının İzahı:
Bu hadîsi Buhari: İlim, Nikah,
Tefsir, Mezalim, Libas ve Metaim bahislerinde; Tirmizî: Tefsir de; Nesai de: Savm
ve Işratu'n~Nisa'da muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir.
Hz. Ömer'in: «Nihayet
Allah Teâlâ onlar hakkında indirdiklerini indirdi...» sözünden murâd:
«Kadınlarla iyi geçinin.» «Onları zarara sokmak için nikâhınızda tutmayın!»
«Size itaat ederlerse onların aleyhine çıkar yol aramayın.» gibi âyetlerdir.
Nitekim: «Kendilerine yaptığı taksimi yaptı.» ifadesiyle de dörtte bir gibi
mîrâs hisselerini ve kadınların nafakalarını kasdetmiştir.
Ömer (Radiyallahu
anh)'ın komşusu Itbân b. Mâlik el-Hazreci'dir. Bu zâtı Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) Hz. Ömer'e kardeş yapmıştı. Bazıları komşusunun Evs nâmında biri olduğunu söylerler.
Gassân: Aslında Şam
taraflarında bir suyun ismidir. Bu suyun civarında yaşayıp ondan içenlere
Gassâniler denilmiştir. Gassânîler'in bir rivayette dört yüz, diğer rivayette
altı yüz sene hüküm sürdükleri ve kendilerinden otuz yedi hükümdar geçtiği
rivayet olunur.
Meşrube veya meşrabe:
«Su içilen yerdir. Bâzıları bunun gurfe denilen yüksek oda mânâsına geldiğini
söylerler. İbni Kuteybe'ye göre meşrube : Yüksek odanın önündeki sofa gibi
yerdir. İbni Battal yiyecek ve içecek saklanan oda yâni kiler mânâsına
kullanıldığını söyler ki, burada münasib olan da budur.
Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kapısını bekleyen siyah kölenin ismi Rabâh'tır.
Mernı'z-Zahrân: Mekke
yakınlarında bir vâdîdir.
Avâlî: Medîne-i
Münevvere sırtlarmdaki köylerdir. Bunların Medîne'ye uzaklıkları iki ile sekiz
mil arasındadır. Medîne'nin şarkına düşen bu yerlerde Evs kabilesi yaşardı.
Hadîsin râvilerinden Ubeyd
b. Humeyd için bütün nüshalarda «Abbâs'ın âzâdlısıdır» denilmişsede hadîs
ulemâsı bunu doğru bulmamış; mezkûr zâtın Zeyd b. Hattâb oğullarının âzâdlısı
olduğunu söylemişlerdir.
îbni Abbâs (Radiyallahu
anh)'ın suâline Hz. Ömer'in şaşması, tefsir ilminde bu kadar şöhreti olmakla
beraber bu meseleyi bilmemesindendir. Zemahşerî: «Galiba Ömer (Radiyallahu anh)
onun sorduğu şeyden hoşlanmamış.» diyor. Nitekim bu cihete nefsi hadîste de
işaret olunmuştur.
Ekser-i rivayetlerde
tevbe etmelerine işaret buyuruîan kadınlar Hz. Âişe ile Hafsa binti Ömer'dir.
Yalnız Hammâd b. Seleme rivayetinde bunların Hafsa ile Ümmü Seleme (Radiyallahu
anhûma) oldukları bildirilmiştir.
İlâ: Lügatte mutlak
surette yemîn mânâsına gelir. Fukahanın ıstılahlarına göre ise bir kimsenin
karısı ile bir müddet cinsî münasebette bulunmayacağına yemîn etmesidir. Bu
hususta ulemâ ittifak halindedirler. Yalnız İbni Sîrîh'in: «Şer'î îlâ zevce ile
cinsî münasebeti, konuşmayı ve nafaka vermek gibi şeyleri terk etmeye
hamlolunur.» dediği söylenir.
Kaadî İyâd: «Mücerred
ilâ'nın derhal talâk, keffâret ve mutâlebe îcâb etmeyeceği hususunda ulemâ
arasında ihtilâf yoktur.» diyor.
Şer'î ilâ'nın müddeti
ihtilaflıdır. Sahabe ve tabiînin ekserisi ile Hicaz ulemâsına göre îlâ. dört
aydan fazla bir müddet karısına yaklaşmayacağına yemîn etmekle olur; onlara
göre dört ay yaklaşmamaya yemîn etmek îlâ değildir.
Kûfelilerce îlâ: Bir
kimsenin karısına dört ay veya daha fazla müddet yaklaşmayacağına yemîn
etmesidir.
Bu bâbda îbni Ebî Leylâ
ile İbni Şubrume şüzuz göstererek: «Karısına bir gün yaklaşmayacağına yemîn
edip de sonra dört ay onun semtine uğramayan kimse îlâ yapmış sayılır.»
demişlerdir.
îbni Ömer (Radiyallahu
anh)'dan bir rivayete göre yemininde vakit tayîn eden kimse îlâ yapmış
sayılmaz; velev ki tâyin ettiği müddet uzun olsun. îlâ ancak ebediyyen
yaklaşmamaya niyet etmekle olur.
îlâ'da yemîn müddeti
geçmeden cinsî münasebette bulunmakla hüküm sakıt olduğu gibi, dört aydan evvel
talâk da vuku' bulmaz. Fakat cinsî münasebette bulunmadan dört ay geçerse
Kûfeliler'e göre bir talâk vâki' olur. Bu talâkın bâyin mi ric'î mi olacağı
ihtilaflıdır.
Hicaz ve Mısır
ulemasıyla muhaddislere ve Zahirîler'e göre bu surette yemîn sahibine: «Ya
cinsî münasebette bulun; yahud karını boşa! denilir. Boşamazsa kadını onun
namına hâkim boşar. Şâfiîler'in mezhebi budur. Meşhur olan kavline göre bu
meselede İmam Mâlik de Şâfiîler'le beraberdir. Diğer kavlinde ise Kûfeliler'le
beraberdir. Vâki' olan talâk ric'îdir.
İmam Şafii bir rivayette
hâkimin boşama hakkı olmadığını, fakat ya cima' yahud talâk için icbara hakkı
olduğunu söylemiştir.
Bâzıları ilâ için
yeminin Öfke hâlinde ve zarar vermek maksadı ile yapılmasını şart koşmuşlarsa
da cumhura göre böyle bir şart mu'teber değildir. İlâ'nın teferruatı için fıkıh
kitaplarına müracaat etmelidir. Zâten az yukarıda da işaret ettiğimiz vecihle
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in îlâ'sı bu kabilden değil, sırf bir
ay kadınlarından uzaklaşmaktan ibaretti.
Hz. Ömer'in Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Benim için mağfiret dile!..» diye ricada
bulunması, onun huzurunda dünya ni'metlerini büyük görerek bu hususta söz etmek
cüretinde bulunmasındandır.